Pride and Prejudice / Aşk ve Gurur Replikleri


– Gecenin sonunda bütün erkekler sana aşık olmazsa, ben güzellikten anlamıyorum.
+ Ya da erkeklerden.
– Onları değerlendirmek çok kolay. Hepsi kötü değildir. Tecrübelerime göre, hepsi birer şapşal.
+ Bir gün karşına birisi çıkacak ve ağzından çıkanı kulağın duyacak.


– Boyalı tavuskuşlarının hangisi Bay Bingley?
+ Sağdaki. Solundaki de kız kardeşi.
– Şu çok bilmiş adam kim?
+ O, onun yakın arkadaşı Bay Darcy.
– Sefil görünüyor, zavallı.
+ Zavallı olabilir ama hiç sefil değil.
– Söyle.
+ Senede 10,000 ve ayrıca Derbyshire’in yarısı onun.
– Zavallı yarısı.


– Dans eder misiniz, Bay Darcy?
+ Mecbur kalmadıkça hayır.


– Şiirin, aşkı yok edecek gücü olduğunu kim keşfetti acaba?
+ Şiir aşkın gıdasıdır sanırdım.
– Güzel ve sağlam bir aşksa. Ama sadece basit bir özentiyse, tek bir sone aşkı öldürebilir.
+ Peki, bağlılığı güçlendirmek için siz ne öneriyorsunuz?
– Dans etmeyi. Eşiniz sıradan biri bile olsa.


– Bay Bingley genç bir erkeğin olması gerektiği gibi. Mantıklı, esprili…
+ Yakışıklı, yeterince zengin…
– Evlilikte para mevzu olmamalı.
+ Gerçekten aşık olmazsam evlenmem. Bu yüzden evde kalacağım.
– Sence benden hoşlandı mı?
+ Gecenin çoğunda seninle dans etti, kalan kısmında sana baktı. Ondan hoşlanabilirsin. Daha salaklardan hoşlandın. Genel olarak insanlardan hoşlanma eğilimin var. Senin gözünde bütün dünya iyi.


Beni kırmasaydı kibirliliğini daha kolay affederdim. Ama fark etmez. Bir daha onunla konuşacağım şüpheli.


– Siz genç hanımlar ne kadar kusursuzsunuz.
+ Ne demek istiyorsunuz?
– Masa boyuyorsunuz, piyano çalıyor ve nakış işliyorsunuz. Hiç insanların bir kadın için kusursuz dediğini duymadım.
— Kelime fazla özgürce kullanılıyor. Gerçekten kusursuz olan kadınların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.


– (Bir kadının) Kusursuz olması için, müzik, şarkı söyleme, resim, dans ve modern diller gibi konularda çok bilgili olmalı. Ve değişik bir havası, güzel bir yürüyüşü olmalı.
+ Ve düzenli okuma sayesinde zihnini geliştirmeli.


– Fazla gururlu musunuz Bay Darcy? Gurur sizce bir kusur mudur yoksa erdem mi?
+ Buna cevap veremem.
– Sizde kusur bulmaya çalışıyoruz.
+ Başkalarının kabalık yapmasını ve ithamda bulunmasını kolay kolay affedemem. Bana sorarsanız, bir kez kaybolan ebediyen kayıptır.
– Bu konuda sizinle alay edemem. Çok yazık, çünkü ben gülmeyi çok severim.


Bence bir balo, arkadaş edinmek için mantıklı bir yol değil. Dans etmek değil sohbet etmek günün modası olsaydı daha iyi olurdu.


– Taciz edici dostluğunuz için sağ olun. Çok eğitici oldu.
+ Rica ederim. O şeref bana ait.

Marmoulak / The Lizard / Kertenkele Replikleri


Mahkum: Ah zavallı sıkışmış. hey, onu kurtaramaz mısın?
Gardiyan: Denedim ama gömleğim yırtıldı, bak.
Mahkum: O zaman öldür de acısına son ver.
Gardiyan: O zamanda kurşunların hesabını veremem. yoksa her gün 10 karga vururdum.


Karanlıklar içinden kurtuluş konusuna devam edeceğiz. bunun için Pulp Fiction filmine bakacağız. Tarantino’un dediği gibi, ”allah nereyi isterse orada olurum.” (Tv’de program sunan bir molla)


Mücteba: bir soru!
Rıza: buyur.
Mücteba: hocam kuzey kutbunda altı ay gece, altı ay gündüzdür. gece ve gündüz namazlarını nasıl kılacağız orada.
Rıza: kuzey kutbu’na otobüs bileti almış da hemen yola çıkacakmışsın gibi konuşuyorsun. bu konuda alimler arasında ihtilaf vardır. bazıları müslümanların asla kuzey kutbu’na gitmemesi gerektiğini söyler. çünkü biz sıcak iklimlerin insanıyız ve soğuk hava bizi rahatsız eder. allah korusun, soğuktan donabileceğimiz bir yere niye gidelim ki?
mücteba: hocam peki, eğer müslümanlar ile kuzey kutbu arasında bir savaş çıkarsa, esir düşen müslümanların hali ne olur?
rıza: evet, bu da diğer alimlerin söylediği şey. altı aylık gece boyunca kıldığınız namazlar gece namazı sayılır. kuzey kutbu’nun canı cehenneme. en iyisi namazınızı kendi ülkenizin saatine göre kılın.
Mücteba: peki eğer…
Rıza: mesele kapandı, yoğurdunu ye.

Kertenkele Rıza camide cemaate vaaz verirken:

Bu gün Pulp Fiction (ucuz roman) filminden söz etmek istiyorum. evet, film tarantino birader tarafından çekilmiş. Kendisi büyük ehl-i kitap sinemacılardandır.


Rıza: mücteba’nın bu soruları nereden bulduğunu bilmiyorum. ancak müslümanların bunları bilmesinde yarar var. uzayda ibadetler nasıl yapılır? insanlar artık uzayda dolaşıyor. eğer bayan bir astronotun bedeni erkek astronotun bedenine değerse, bir sorun çıkmaz. ama onları bir nikah akdiyle birleştirmek gerek. güvenli olması için, uzaya çıkmadan önce. bu tür durumlarda uzay gemisindeki su azlığı nedeniyle gusül de gerekmez.


Fazlı bey: hocam, uzay için bu doğru. ancak dünyada yerçekimi olduğundan, bir kız ile oğlan arasındaki ilişki sorunlu olur.


Rıza: hayır, fazlı bey. öyle görünüyor ki, sen gençliğinde her türlü mutluluğu yaşadın. şimdi ise gençlerin sırası gelince papa’dan daha katolik olmuşsun. efendim, biz gençlerin de kalbi yok mu? fazlı bey, senin zamanında 10 bin tumana bir kadınla evlenebiliyordun. bu zamanda bu paraya bırakın evlenmeyi kerhaneye bile gidemezsiniz. gençler ne yapsın peki? herkesin uzaya gitme imkanı yok. inanın ben bile bazen…

Mücteba: hocam, korku filmi izledikten sonra korku namazı kılmak gerekir mi?

Rıza: korku filmi izlerken altına kaçırabileceğinden senin için taharet gerekir. sonra da abdest al. yazma, git de abdest al!!!

Dünyadaki insan sayısı kadar Allah’a ulaşma yolu vardır!


– cehennemde bile bana yer yoktur.
+ hayır, sevgili kardeşim. insanların sayısı kadarınca allah’a ulaşmanın yolları vardır.
– ne?
+ diyorum ki, insanların sayısı kadarınca allah’a ulaşmanın yolları vardır.
– bunun anlamı ne?
+ yani, allah kulunun yüzüne tüm kapıları kapatmaz. umutsuz olma.
– bağışla ama siz hocalar sürekli vaaz vermek zorunda mısınız?
+ hayır, tek vaaz veren biz değiliz. dinle! [bu kısım küçük prens adlı kitaptan okunur] insanlar, her şeyi marketlerden alır. ancak dost satan marketler olmadığından dost satın alamazlar ve yalnızlık çekerler. eğer bir dost istiyorsan, gönlümü al. sordu: “peki gönül almak nedir?” cevap verdi: “insanlarla yakınlaşmak demektir.” bu ise günümüzde tamamen unutulmuş bir şeydir. tekrar sordu: “bunu nasıl yapabilirim?” cevap verdi: “sabırlı olmalısın, hem de çok.”
– hadi ya! demek dünyanın her yerinde vaizler var.
+ evet, sevgili kardeşim, haklısın.


Ahmaklığın için Allah’ı suçlama.


Sadece Allah, insanlara ayrımcılık yapmaz.


İnsan sadece insan olduğu için saygıya layıktır. Güzel kıyafetler ona değer katmaz.


Dünyada hiç kimse yoktur ki, onu Allah’a ulaştıracak bir yol bulmasın.

Ashes and Diamonds / Küller ve Elmaslar Replikleri


– Gördün mü?
+ Neyi?
– Varşova kızları gibi. İnsan ayrılmak istemiyor.
+ Kal o zaman.
– Senin için söylemesi kolay.
+ Bildiğim kadarıyla seni bekleyen kimse yok.
– Bu yüzden. Bekleyen yoksa kalmanın bir anlamı yok.
+ Anlamadım.
– Ben de.


– Ölmek kolay iş.
+ Nasıl öldüğüne bağlı.
– Bu, en iyi yaptığımız şey.
+ O kadar mı?


Her şeyi bu kadar ciddiye alman gerekmez. Önemli olan, oyuna getirilmeden ya da öldürülmeden bu karmaşanın içinde ilerleyebilmek.


Yıllar geçse de, yaşımız ilerlese de,
Kalacak mazideki o günlerin izleri..


Pislikler suyun üstünde yüzer hep.


– Geleceğime emin miydin?
+ Evet.
– Geleceğime emin miydin? Cevabı basit. Sana asla aşık olmazdım.
+ Ne? Aşık olmak istemiyor musun?
– Sana mı?
+ Genel olarak.
– Olmamayı yeğlerim.
+ Bu bir yaşam kuralı mı?
– Hayatı niçin karmaşık hale getireyim?
+ Hayat, kendiliğinden karmaşıktır.
– O halde, niçin daha da karmaşık olsun?


– Annen sağ mı?
+ Hayır. Ayaklanma sırasında öldü.
– Başka yakının var mı?
+ Şükürler olsun ki, yok.
– Şükür mü?
+ Kaybedecek daha az insan.


Ne düşündüm biliyor musun? Daha birkaç saat önce tanıştık ama bana, sanki birbirimizi daha uzun süredir tanıyormuşuz gibi geliyor.


– Niçin hep şu koyu gözlüğü takıyorsun?
+ Ülkeme olan karşılıksız aşkımın hatırası. Bir anlamı yok aslında. Ayaklanma sırasında kanalizasyonda uzun süre kaldım. O yüzden.


– Hayır.
+ Neden?
– İstemiyorum. Bir anlamı yok.
+ Niçin?
– Anlamıyor musun? Buradan gideceksin. Vedalaşmak, ya da her şey bittiğinde geride bırakacak hatıralar olsun istemiyorum.
+ Güzel hatıralar bile mi?
– Sadece hatıra olarak kalacaklarsa hayır. Sen kendi hayatını yaşıyorsun ben de kendiminkini. Şans eseri bir araya geldik ve bu güzeldi.


– (Yıkık bir kilisede zor okunan) Bir yazıt:
Bir meşale gibi yanarken sen, sarar etrafını kızgın alevler.
Anlayamazsın, özgülük mü veya değer verdiğin her şeyi tüken..
bir ölüm mü getirir bu alevler.
Boşluğa savrulan küller ve kargaşa mı kalacak geriye sadece…?”
Harfler silinmiş, okuyamıyorum.
+ Norwid’in şiiri. “Yoksa, duracak mı o küllerin arasında
sonsuz zaferin doğuşu gibi parlayan yıldıza benzer bir elmas.”
– Çok güzel… “Yoksa, duracak mı o küllerin arasında yıldıza benzer bir elmas…”
Peki biz neyiz?
+ Sen… şüphesiz, bir elmassın.


Bazı şeyleri değiştirmek ve hayatımı yeniden düzenlemek istiyorum. Bunun hakkında konuşmak gerçekten zor.


– Tanrım, şu an bildiklerimi dün bilmiş olsaydım…
+ O zaman, büyük ihtimalle şu an seninle olmazdım.


Hayat oyun kağıtlarından yapılmış bir ev gibidir.


– Ayaklanma sırasında ne yaptın?
+ Ateş ettim… Almanlara.
– Ama şimdi, Polonyalılara ateş ediyorsun.
+ Siz de serçelere ateş ediyorsunuz.

Edge of Tomorrow / Yarının Sınırında Replikleri


Savaş gerçek bir kurtuluştur. Gerçek kahramanların kalitelerini gösterdikleri sıcak bir ortamdır. İnsanların aynı seviye oldukları tek yer ise daha önceden olduğu gibi herhangi bir paraziti göz ardı etmemeleri..


– Benim kader hakkında fikrim nedir? Yüksek sesle lütfen.
+ Emir ve disiplin kaderimizin efendisidir!


Unutmayın ki korkusuz cesaret olmaz!


Geleceği bilen bir düşman asla yenilmez.


Keşke seni tanınmamış olsaydım. Ama tanıyorum.

The Purge: Anarchy / Arınma Gecesi: Anarşi Replikleri


Yeni yönetim, insanların korkuları üzerinden prim yapıyor.


Barış ortamını korumak uğruna ruhlarımızı yitirdik. Artık İsa’ya, Muhammed’e, Darwin’e ibadet etmiyoruz. Artık Smith & Wesson’a ibadet ediyoruz. Bizler ne yaptığımızın farkında olmayan insanlarız. Arınma, tüm suçlarımızı bir geceliğine devam ettirip ve ruhlarımızı temizlemekle ilgili değil. Tek bir şeyle ilgili, o da para. Bu gece kimler ölecek? Fakirler. Kendimizi korumaya yetecek kadar paramız yok.


– Bunu söylemeye hazır değilim.
+ Neden.
– Çünkü birine bir şey söylediğinde bunun geri dönüşü olmuyor.


– Seni tanıyorum. Amerikan halkının kar anlayışı üzerinden ölmesine izin vermeyeceğini söylemiştin. “Çok sinirliyiz ve karşılık vereceğiz” demiştin.
+ Ben de sizinle tanıştığım için memnunum, genç bayan.


– Çok fazla adamları var.
+ Biz daha fazlayız ve daha sinirliyiz. Bunun nasıl bir his olduğunu anlama vakitleri geldi. Onların kanları döküldüğünde, değişim de gelmiş olacak.


Hayır bayım. Kahramanlara yer yok.

Tabutta Rövaşata Replikleri


Ama arkadaşlar iyidir.


Mahsun beni taksime götür.


– Araba mı çaldın lan yine?
+ Hı hı..
– İyi bok yedin.
+ Soğuktu..


Beni bilirsin erken parlar tez sönerim.


Yalnız seni alabildim.. Seni diğerlerinden ayırdığım için özür dilerim ama izin vermiyorlar artık hiçbir şeye izin vermiyorlar.


Çıkma ekmek var mı?


– Ben aslında sizden
+ Ne?
– Ben aslında sizden
+ Ne?
– Ben aslında sizden
+ Ne?
– Bişi istesem…


Mahsun’un dosyası. Sana bir şey söyleyeyim mi: Ben dayak atmaktan sıkıldım o yemekten sıkılmadı. Ben hapse tıkmaktan sıkıldım, o hapiste yatmaktan sıkılmadı. Gardiyanlar sıkıldı. Savcılar sıkıldı. Hakimler sıkıldı. Memleket sıkıldı. Bu hayta sıkılmadı! Memurlar sıkıldı. Amirler sıkıldı. Bekçiler sıkıldı. Psikologlar… Psikologlar bile sıkıldı. İşte! Deli raporu işte normaldir raporu! Evet, doktorlar sıkıldı. Hastaneler sıkıldı. Bir o sıkılmadı.


Sarı: Geçen gün ne dedi?
Mahsun: Ne dedi?
Sarı: Ne dedi?
Mahsun: Sarı, ya konuş ya da siktir!


– Yatacak yer verdiler mi sana?
+ Evet.
– Yatacak yer verdilerse iyi.
+ Eh işte.
– Bazen gıpta ediyorum. Benim halim senden kötü.
+ Nasıl yani?
– Bir odan var ya!
+ Senin yatacak yerin yok mu?
– Hem var, hem yok. Arkadaşlarda kalıyorum.
+ Ben de. Ama arkadaşlar iyidir.


Ben düşündüm de, Sarı’nın mezarına gitsek, birlikte. Yani hep beraber. Şarap da aldım. iyi olur diye düşündüm.

Borgman / Bela Replikleri


Ve onlar kendi saflarını yüceltmek için yeryüzüne indiler.


Etrafımızı saran bir şey var. Bizim dışımızda bir şey, şimdi kayıyor ve sonra.. Bir samimiyet, tatlı bir samimiyet kendinden geçiriyor, bazen de serseme çeviriyor. Zararlı bir kabuk gibi sanki..


– Çocuklar takatsiz kalmış.
+ Takatsiz mi? Neden olmuş ki?
– Çünkü modern dünyadan dolayı.